TT Magazin’in 131. sayısında, TİAD Başkanı Murat Akyüz’ün kaleme aldığı yazı:

Değerli Sektör Paydaşlarımız,

Son dönemde sanayiciler karşılaştıkları hemen her sorunun merkezine Çin’i koyuyor. 

Bu yaklaşımla gözümüzü ellerimizle bağlıyor, rekabetin bütün yükünü tek bir ülkenin omuzlarına bırakıyoruz. Oysa hakikatin kendisi bundan çok daha derin ve didaktik… 

Çin bugün dünyanın üretim merkeziyse, bu bir tesadüfün değil; onlarca yıl boyunca kararlılıkla uygulanan bir devlet aklının sonucudur. Hiçbir ülke bir sabah uyandığında dünyanın fabrikası haline gelmez. Çin, üretimi stratejik bir mesele olarak ele aldı; Ar-Ge’yi destekledi, finansmanı erişilebilir kıldı, ihracatı teşvik etti, ölçek ekonomisini büyüttü ve bütün bunları uzun vadeli bir vizyonla birleştirdi. 

Asıl soru şudur: Biz kendi üretim hikayemizi nasıl güçlendireceğiz?

Çünkü Türk sanayisinin kaderini belirleyecek olan yalnızca dışarıdaki rakipler değil, içeride vereceğimiz kararlardır. Bugün sanayiciler; finansmana erişimin zorlaştığı, maliyetlerin sürekli yükseldiği ve öngörülebilirliğin giderek azaldığı bir ortamda üretmeye devam ediyor.  Zorlu koşullara rağmen fabrikalar çalışıyor, makineler dönüyor, ihracat sürüyor. Türk sanayicisi yalnızca kendi işletmesini ayakta tutmuyor; istihdamı, ihracatı, teknolojik gelişimi ve toplumsal refahı da omuzlarında taşıyor.

Ancak geleceğin rekabeti ne sermayeyle ne makineyle ne de teknolojiyle tek başına kazanılacak. Geleceğin asıl rekabeti, yetişmiş insanla kazanılacak…

Bugün en kritik meselelerimizden biri, gençlerin üretimden uzaklaşması. Sanayi artık birçok genç için bir kariyer hayali değil, son seçenek olarak görülüyor. Oysa bir ülkenin geleceği yalnızca üniversite sıralarında değil; atölyelerde, laboratuvarlarda, üretim sahalarında ve teknik bilgiyle yetişen insan kaynağıyla şekillenir. Eğer nitelikli insanı üretimin dışında bırakır, mesleki eğitimi ikinci plana itersek, yarının rekabetinde hiçbir teşvik paketi bu açığı kapatamaz.

Bu nedenle sanayiyi, sanayi üretimini; yeniden saygın, cazip ve güçlü bir gelecek vaadi haline getirmek zorundayız.

Sanayicinin önünü açacak destek mekanizmalarının da günü kurtaran değil, geleceği inşa eden bir anlayışla ele alınması gerekiyor. Üretim uzun vadeli bir yolculuktur; dolayısıyla teşvikler de, finansman politikaları da, yatırım ortamı da aynı uzun vadeli perspektifle şekillenmelidir. Güçlü sanayi, ancak güçlü bir üretim ekosistemi üzerinde yükselebilir.

Bütün bu zorluklara rağmen umut veren bir gerçek var: Türk sanayisi dönüşüyor. İkinci ve üçüncü kuşak sanayiciler; dijitalleşmeyi, otomasyonu, yapay zekayı ve yeşil dönüşümü yalnızca takip etmiyor, bu dönüşümün öncüsü olmaya hazırlanıyor. Dünyayı daha yakından okuyan, teknolojiyi daha hızlı benimseyen ve küresel rekabeti daha doğru analiz eden yeni bir nesil, sanayimizin geleceğine güçlü adımlarla yürüyor.

Bizler, dünden aldığımız tecrübeyle bugünün mücadelesini veren bir kuşağın temsilcileriyiz. Şimdi ise bugünün zorluklarını tanıyan, yarının üretim düzenini kurmaya hazırlanan yeni neslin yükselişini gururla izliyoruz.

Çünkü sanayi yalnızca makineden, fabrikadan ya da bilançolardan ibaret değildir. Sanayi; nesilden nesile aktarılan bir iradedir. Bir fabrikanın kapısından içeri giren her yeni kuşak, yalnızca bir işletmeyi devralmaz; emeği, fedakârlığı, sorumluluğu ve ülkesine duyulan inancı da devralır.

İşte bu yüzden Türk sanayicisi vazgeçmez. Şartlar ne kadar zorlaşırsa zorlaşsın üretmeye devam eder. Çünkü bilir ki; fabrikalar yalnızca mal veya hizmet üretmez. Fabrikalar gelecek üretir.

Ve geleceğini üreten milletler, hiçbir zaman başkalarının geleceğine mahkum değildir…