İsviçre, İsveç, Almanya ve Birleşik Krallık, özellikle otomotiv, havacılık ve savunma sanayilerinin ihtiyaç duyduğu yüksek hassasiyetli ölçüm teknolojilerinde küresel standardı belirleyen ekosistemi elinde tutardı. Ta ki Çin, “ben de varım” diyene kadar…
Avrupa ülkelerinin oluşturduğu bu “seçkin” ekosistem, metrolojide en üst seviye performans ve hassasiyetin referans noktası kabul edilse de Türkiye’de özellikle sınırlı sermaye ile çalışan KOBİ’ler açısından bu segmentteki sistemlere erişim her zaman mümkün değil.
Bu nedenle üretim rekabetçiliğini koruyabilmek için, daha ulaşılabilir fiyatlı ve fiyat/performans/ kalite dengesi yüksek metroloji çözümlerine yönelim giderek önem kazanıyor. YAMER Endüstri Kurucu Ortağı Yakup Menteş, TT Magazin’in KOBİ’ler odağında yönelttiği soruları bu çerçevede yanıtladı.
Yüksek hassasiyetli metroloji artık sadece büyük ölçekli talaşlı imalatçıların erişebildiği bir alan mı, yoksa ekonomik olarak kırılgan KOBİ’lerin de işine yarar ve erişilebilir metroloji cihazlarının dönemi mi başlıyor?
Geçmişte yüksek hassasiyetli metroloji sistemleri daha çok büyük ölçekli üreticilerin yatırım yapabildiği teknolojiler olarak görülüyordu. Ancak son yıllarda hem teknolojik gelişmeler hem de küresel rekabetin etkisiyle bu algı değişmeye başladı. Günümüzde KOBİ’ler de daha ulaşılabilir maliyetlerle yüksek hassasiyetli ölçüm çözümlerine erişebiliyor. Özellikle üretim kalitesini artırmak, hata maliyetlerini azaltmak ve ihracat pazarlarında rekabetçi kalabilmek için metroloji yatırımları artık bir tercih değil, gereklilik haline geliyor.
YAMER olarak gözlemlediğiniz, KOBİ ölçeğindeki üreticilerin metroloji-kalite kontrol-ölçüm teknolojilerine yatırım yaparken karşılaştığı temel zorluklar neler?
KOBİ’lerin en büyük zorluğu yatırım bütçelerini doğru yönetebilmek. Birçok işletme ölçüm teknolojilerini maliyet kalemi olarak değerlendirirken, aslında bunların üretim verimliliğini ve kalite güvence süreçlerini güçlendiren stratejik yatırımlar olduğunu gözden kaçırabiliyor. Bunun yanında teknik bilgi eksikliği, doğru sistemi seçme konusunda yaşanan kararsızlıklar ve yatırımın geri dönüş süresine yönelik çekinceler de önemli engeller arasında yer alıyor.
Özellikle ihracat yapan firmalarda ölçüm hassasiyeti ve izlenebilirlik talepleri son yıllarda nasıl değişti?
İhracat yapan firmalarda müşteri beklentileri belirgin şekilde yükseldi. Özellikle otomotiv, savunma, havacılık, medikal ve enerji sektörlerinde ölçüm sonuçlarının izlenebilir olması artık temel bir gereklilik. Firmalar yalnızca parçanın tolerans içinde olduğunu göstermekle kalmıyor, aynı zamanda bu sonucun hangi ekipmanlarla, hangi kalibrasyon süreçleri altında elde edildiğini de belgelemek zorunda kalıyor.
Diğer taraftan küresel ekonomik koşullar nedeniyle üreticiler fiyat-performans dengesi yüksek çözümlere daha fazla yöneliyor. Bu durum, geçmişte yalnızca belirli ülkelerin hakimiyetinde görülen metroloji teknolojilerinde alternatif markalara ve yeni üretici ülkelere olan ilgiyi artırmış durumda.
Uzun yıllar boyunca yüksek hassasiyetli metroloji denildiğinde akla belirli ülkelerin markaları geldi. Sizce bugün bu algı değişiyor mu?
Kesinlikle değişiyor. Geleneksel olarak metroloji sektöründe belirli Avrupa, Japonya ve Amerika merkezli markalar güçlü bir algıya sahipti. Ancak son yıllarda Çin başta olmak üzere yeni üretici ülkeler, ciddi Ar-Ge yatırımlarıyla yüksek hassasiyetli ve güvenilir sistemler geliştirmeyi başardı. Bugün birçok kullanıcı için önemli olan yalnızca markanın kökeni değil; cihazın doğruluğu, tekrarlanabilirliği, servis desteği ve toplam sahip olma maliyeti. Bu nedenle pazar giderek daha performans odaklı bir yapıya dönüşüyor.
Son yıllarda metroloji teknolojilerinde yaşanan gelişmeler, daha erişilebilir maliyetlerle yüksek hassasiyet elde edilmesini mümkün kılıyor mu?
Evet. Optik ve sensör teknolojilerindeki gelişmeler, yazılım tabanlı hata kompanzasyon sistemleri, otomasyon çözümleri ve üretim ölçeklerinin büyümesi sayesinde daha önce çok yüksek bütçeler gerektiren hassasiyet seviyelerine bugün daha makul yatırımlarla ulaşılabiliyor. Bu durum özellikle KOBİ’lerin kalite kontrol altyapılarını güçlendirmelerini kolaylaştırıyor.
Bir talaşlı imalatçı için kalite kontrol yatırımında “fiyat” ile “performans” arasındaki doğru denge nasıl kurulmalı?
Doğru yaklaşım en pahalı sistemi almak değil, ihtiyaca en uygun sistemi seçmektir. Ölçülecek parçaların tolerans aralıkları, üretim hacmi, müşteri beklentileri ve gelecekteki büyüme planları birlikte değerlendirilmelidir. Düşük maliyetli ancak ihtiyaçları karşılamayan bir sistem nasıl risk oluşturuyorsa, kapasitesinin büyük kısmı kullanılmayacak bir sistem de gereksiz yatırım anlamına gelir. Bu nedenle toplam sahip olma maliyeti ve yatırımın geri dönüş süresi mutlaka hesaplanmalıdır.
Bugün bir KOBİ’nin ihtiyaç duyduğu ölçüm doğruluğu ile satın aldığı sistem arasında zaman zaman gereğinden fazla kapasite farkı oluşabiliyor mu?
Evet, bu durumla sıkça karşılaşıyoruz. Bazı işletmeler gelecekteki olası ihtiyaçları düşünerek mevcut gereksinimlerinin çok üzerinde özelliklere sahip sistemlere yatırım yapabiliyor. Oysa başlangıç aşamasında temel kalite kontrol süreçlerini güvence altına alacak, gerektiğinde geliştirilebilecek ve ölçeklenebilecek çözümler tercih etmek daha sağlıklı bir yaklaşım. KOBİ’lerin öncelikle en kritik ölçüm ihtiyaçlarını belirlemesi ve yatırımlarını bu doğrultuda kademeli şekilde planlaması faydalı olacaktır.
İlk kez ölçüm teknolojisine yatırım yapacak işletmelere hangi kriterleri dikkate almalarını önerirsiniz?
Öncelikle üretim süreçlerini ve ölçüm ihtiyaçlarını net olarak analiz etmelerini öneriyoruz. Ölçülecek parçaların boyutları, tolerans değerleri, üretim adetleri ve müşteri beklentileri doğru şekilde belirlenmeli. Bunun yanında cihazın teknik özellikleri kadar kalibrasyon altyapısı, satış sonrası servis desteği, eğitim hizmetleri ve yazılım kabiliyetleri de değerlendirilmeli. Başarılı bir metroloji yatırımı yalnızca cihaz satın almak değil, sürdürülebilir bir kalite güvence sistemi kurmak anlamına gelir.
